
Ayaklarım üşüdüğünde farketmiştim terliklerimi tuvaletin önünde çıkarttığımı ve orada unuttuğumu. Üşengeç tarafım ağır bastığı için de kalkıp giymedim. Ayaklarımı kıçımın altına almıştım, huzurlu ve salaktım. Televizyonda salaklığıma salaklık katan saçma salak bir yarışma programı vardı. İzlemiyordum, sadece bakıyordum…
Huzuru içimde yaşar, hiçbir şey düşünmezken, zihnimi tamamen boşaltmış, gözlerimi televizyon ekranına daldırmışken, gelen alkış sesi ile irkildim. Ne olduğunu anladığımda televizyonda Michael Jackson dansı yapan bir çocuk vardı ve şapkasını Hülya Avşar’a fırlatmıştı. Neyseydi, huzurumu bozacak bir durum değildi, aldırmadım. Ben iç huzuruma, yarışma programı da normal yayın akışına geri dönmüştü. Zil çalana kadar devam etti bu huzur ve normal yayın akışı. Kapıyı açmak için doğrulduğumda kıçımın altındaki ayaklarımın uyuştuğunu farkettim. Öff’leyerek ve ayaklarıma bakarak gittim, kapıyı açtım. Gelen komşu kızıydı, ağlıyordu. Huzurum yerini şaşkınlığa bıraktı. Ben “ne oldu komşu kızı?” diye sorarken o hıçkırarak ağlıyordu. Hemen masanın üzerinden benzinciden almış olduğum kağıt mendil kutusunu uzattım. Bir süre daha hıçkırarak ağladıktan ve sümüklerini benzinci mendiline boşalttıktan sonra “salak kafam, salak kafam” diye tekrarlamaya başladı. Sorumu yumuşak bir sessizlik arasında aynı yumuşaklıkla tekrarlamıştım “ne oldu komşu kızı?”… Yere bakan başını kaldırdı ve kocaman kızarmış gözlerini bana doğru dikerek “iş yerinden arkadaşım erkek arkadaşımı başka bir kızla elele görmüş” dedi. Karşımda aldatıldığını öğrenen bir kız vardı, hassas olmalıydım, narin davranmalıydım “olabilir canım, belki kız kardeşi ya da kuzeni filandır.” dedim ama aslında böyle dememeliydim, sert ve gaddar olmalıydım, türüme karşı hakaretlerde bulunmalı, komşu kızının başını göğüsüme yaslayarak sümüklerini t-shirt’üme bulaştırmasına ve ağlamasına izin vermeliydim. Bunu çok daha sonraki tecrübelerimde edinmiştim, ama iş işten geçmişti, ben kurulabilecek en saçma cümleyi kurmuştum. O anda beklemediğim bir çemkirme suratıma suratıma çarpıyor, hafif bir serinlik veriyordu. “Saçmalamaz mısın lütfen! Kız kardeşi 20 yaşında, senin 20 yaşında kız kardeşin olsa elinden tutup mu gezdirirsin? Ya da kuzeni olsa niye elele geziyorlar yani? Siz erkekler hepiniz aynısınız, boksunuz! Pislikler! Daha güzel götlü, memeli birini bulduğunuzda hemen ona koşarsınız!” vs, vb, vs… bu tarzda 20 dakika kadar cümleler kurdu, ben o sırada yüzüme gelen çemkirme serinliğinin tadını çıkartıyordum. Her ne kadar salak olsam da bu hayatta benim de becerdiğim birşey vardı, kıvırmak!
Çemkirmesi bittiğinde bütün sinirini üzerime kusmanın vermiş olduğu hafiflikle sakinleşmişti. Birden “ben de seni anlayışlı biri sanmıştım, ben gidiyorum!” diyerek ayağa kalktı ve kapıya yöneldi. Arkasından bir insanı durduracak kadar kuvvetli bir “dur bir dakika!” dedim, durdu. “Ne var” der gibisinden gözlerimin içine içine bakıyordu. “biraz daha sakinleştin ve sanırım bana kızarken erkek arkadaşını unuttun değil mi?” diye sordum. Şaşırmıştı, afallamıştı, eblekleşmişti. Devam ettim; “İlişkiler böyledir işte, biri çıkar, birşey olur, kızarsın, sonra başka biri gelir ya da başka birine gidersin, mutluluğu onda bulacağını sanarken o seni daha çok kızdırır ama sen yenisine kızarken eskisini unutursun. Bir süre sonra bunu unutacaksın, bu ağlamalarının da hiç bir anlamı olmayacak, sadece seni rahatlatacak, şuan olduğu gibi…” Benden bu kadar uzun bir cümle beklemiyordu, kulak memesi kıvamındaki hamura dönmüştü. Tekrar karşıma oturdu ve kızarmış gözleri ile yine gözlerimin içine içine baktı. Ben kıvırmaya devam ediyordum, o ise beni ciddi bir konuşma içerisinde sanıyordu. “Şimdi evine git ve uyu, o hayatında hiç olmamış gibi davran, güçlü ol. Yarın başka biri seni daha fazla üzebilir, bunlara dayanıklı olmalısın. Elbet birgün seni üzmeyecek ya da en az acıyı verecek biri karşına çıkacaktır. Şimdi git ve uyu…”
Boynuma sarılıp tebessümle gitmişti, huzurluydu. Benim ise huzurumun içine sıçmıştı. O kadar uzun cümleler kurmuştum ki susamıştım. Mutfağa yöneltim, tuvaletin önünden geçerken tekrar terliklerimi giydim. Damacananın pompasına bastığımda öksürür gibi bir ses çıkarttı. Bu boş olduğu anlamına geliyordu. Fakat ben susuzlukla doluydum ve içimdeki huzur artık boştu. Huzur(su)suzluk çekiyordum, çekiyorum, çeki…
